Lütfen Türkçesi için aşağıya kaydırınız.

 

“The origin of illness and treatment processes in illiterate cultures around the world is regarded as in relation with the powers belonging to the realm of spirits. Majority of the treatment (cure) rites and practices are developed in order to get rid of current illnesses.” 
Fritjof Capra, The Turning Point

 

Its name is “ dogù ”. The place of birth is East Japan, hard to come across in the West Fourteen thousand figurines born fourteen thousand years ago. Intrinsic, unknown, not giving itself easily away, mystic, mysterious Believed to have spiritual and physical healing powers, These symbolic creatures with large faces, big eyes, short arms, small waists, large hips and round bellies are open to dual connotations such as multiplying-producing, fertility-creating. Challenging the rational limits drawn between animals and humans dogùs are body-sites of identification spells...

This ancient civilisation, who believed that these little body-sites incarcerated the evil powers, illnesses and deep sorrows of the universe within themselves, had the hope of turning pain into joy, illness into health, evil into goodness by often breaking and burying the dogùs which they created carefully at the beginning.

The journey of dogùs, which are now interpreted by Doğu Çankaya with a new perception and material in today’s world after the journey of fourteen thousand years, continues on a new level. This exhibition consists of 43 oil paintings by Doğu Çankaya made in 2012. Presently, Çankaya continues his works in different styles which he creates by using various materials in his studios located in Istanbul and Bodrum / Turkey.  
İpek Çankaya - Sezgi Abalı

 

Dostoyevski begins Notes from Underground with: “I am an ill man... I am a spiteful, unattractive man....” Defining helplessness with spite, vanity, human pride without using the word “helplessness”. The resistance of the proud human of modern times to mortality resulted in scientific progress. Specifically in medical sciences these progresses are extremely fast and revolutionary. Yet, still mortality remains unchanged. Not showing the pride and vanity of today’s humans, and by being aware of the condition of death as a concept, ancient cultures did not see the necessity to struggle with “illness”. The consciousness of the unalterable end led them to become friends with all of their problems. In my opinion, “dogu”s are the concrete symbols of the metaphors created by this friendship. 
Doğu Çankaya

Translation: Alev Berberoğlu

 

“Dünyadaki okuma-yazma bilmeyen kültürlerde hastalığın kökeni ve sağaltım işlemi ruhlar alemine ait güçlerle ilişkili olarak ele alınmış. Sağaltım (şifa) ayin ve pratiklerinin büyük bir kısmı, mevcut hastalıklardan kurtulmak üzere geliştirilmiştir.”  
Fritjof Capra, Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası

 

Adı “dogù” Doğum yeri doğu Japonya,  Batıda izine rastlamak zor. On dört bin yıl öncesinde doğmuş on dört bin mini heykelcik. İçsel, bilinmeyen, kendini kolay ele vermeyen, mistik, gizemli. Tinsel ve fiziksel tedavi gücüne inanılan, büyük yüzlü, iri gözlü, kısa kollu, dar belli,  geniş kalçalı ve yuvarlak karınlı simgesel bu yaratıklar üreme-üretme, doğurganlık- yaratma gibi ikili çağrışımlara açık. Hayvan ve insan arasına çekilen ussal sınırlara meydan okuyan,  özdeşleşme büyülerinin beden-mekanları dogù’lar…

Bu mini beden-mekânların içine evrenin kötücül güçlerini, hastalıklarını ve derin acılarını hapsettiğine inanan bu eski uygarlık, önce özenle var ettiği dogù’ları sonra çoğunlukla parçalayıp gömmek suretiyle; acıyı sevince, hastalığı sağlığa, kötüyü iyiye dönüştürmenin umudunu besledi. Şimdi on dört bin yıllık yolculuğunun ardından, bugünün dünyasında yeni bir anlayış ve malzemeyle Doğu Çankaya tarafından yorumlanan dogù’ların yolculuğu yeni bir boyutta devam ediyor. Bu sergi, Doğu Çankaya’nın 2012 yılında yaptığı 43 adet yağlı boya tablosundan oluşuyor. Çankaya halen İstanbul ve Bodrum’daki atölyelerinde çok çeşitli malzeme ile gerçekleştirdiği farklı biçimlerdeki üretimlerine devam ediyor.  
İpek Çankaya - Sezgi Abalı

 

Dostoyevski Yeraltından Notlar ’a şöyle başlar;  “Ben hasta bir adamım… İçi hınçla dolu, gösterişsiz bir adamım ben….” Hınç, gösteriş, insana özgü onurla çaresizliği çaresizliğin adını anmadan tanımlamak. Modern zamanların gururlu insanının ölümlülüğe direnmesi bilimsel olarak ilerlemeyi sağlamıştır. Sağlık bilimleri özelinde de bu gelişmeler son derece hızlı ve devrimseldir. Yine de ölümlülük hiç değişmeden duruyor. Eski kültürler günümüz insanının gururunu, kibrini göstermeden ölüm durumunun kavram olarak farkında olarak “hastalık” ile mücadeleye gerek görmediler. Değişmez sonun bilinci onları tüm sorunları ile dost olmaya götürdü. Bence de “dogu”lar bu dostluğun yarattığı metaforların somut simgeleridir. 
Doğu Çankaya